Tükenmeyen Şifa Kaynağı ‘Bal’

Tükenmeyen Şifa Kaynağı ‘Bal’

20.000 yıldan bu yana tükenmeyen şifa kaynağı ‘bal’

İnsanların, arıyı ilk olarak ne zaman keşfettiği, bal ile ne zaman tanıştığı tam olarak bilinmiyor. Ancak yapılan bilimsel araştırmalar, kehribar içinde bulunan arı fosillerinin, arının bilinen geçmişine temel oluşturduğunu gösteriyor. Bilim adamları, fosillerin 40 milyon yıllık olduğunu açıklamışlardır. Ayrıca, Valencia’daki Aran mağaralarında bulunan, 20 bin yıl öncesine ait bal toplayan kadın resmi, 40 milyon yıldır dünyada var olan arının, insanlar tarafından sadece 20 bin yıldır bilindiğini göstermiştir. 
Arıcılığın temelleri, insanların yerleşik hayat düzenine geçip, çiftçilikle uğraşmaya başlaması ile atılmıştır. Bölgesel yaşayışlara göre, içi oyulmuş ağaç kütükleri, saz ve samandan örme sepetler, killi topraktan yapılmış özel çömleklerden kovanlar yapılmış, ağaçlara asılan bu kovanlar ile ilkel arıcılık yapılmıştır.
Hititler, Sümerler, Mısırlılar, Romalılar, Yunanlar ve birçok eski medeniyetin, balı ilaç niyetiyle kullandıklarını, tarihte ün yapmış pek çok hekimin, balı her derde deva bir ilaç olarak kabul ettikleri biliniyor. Hititlerin, çivi yazısıyla yazılmış toprak levhalarından öğrenildiğine göre, 4000 bin yıl arıcılık yaptıkları tespit edilmiştir. Ayrıca levhalardaki reçeteler,  Sümerler ve Hititlerin balı hastalıklara şifa olarak kullandıklarını göstermektedir. 
M.Ö. 1530 yılında yazılmış Smith papirüsünde, balla hazırlanmış birçok reçete bulunmuştur. Mısır’daki Piramitlerde, ağzı hava almayacak şekilde kapatılmış küplere doldurulmuş balın bulunması, kraliçe Hepçesut’un armasında arı figürünün bulunması Mısırlıların bala verdiği önemi göstermektedir.
Ortaçağda, Roma imparatoru Şarlaman, idaresindeki derebeylerinin bünyelerinde bir arıcı bulundurması gibi bir zorunluluk getirmiştir. Aynı zamanda bu dönemde, kovanların korunması ile ilgili şiddetli kanunlar çıkarılmıştır. Bunlardan en önemlisi kovan hırsızlarının ölüm cezasına çarptırılmasıdır.

Hippokrates’e göre bal hava ve su kadar değerlidir. Ayrıca balın böbreklere iyi gelerek böbreklerin filtreleme gücünü artırarak idrarı artırdığını da ilk saptayan yine Hippokrates’tir. Nitekim bilimsel çalışmalar da bunu doğrulamıştır.

Anlaşılacağı üzere, tarih boyunca bala şifa kaynağı olarak bakılmış; hatta kimi 
kültürlerde bal, kutsal sayılmıştır. Bu noktada, eski zaman insanlarının bala bu kadar önem verme sebebinin, hastalıklara şifa bulmadaki acziyetleri olduğunu anlamak güç değildir. O dönemlerde, tatlandırıcı olarak sadece balın kullanılması ve mumun sadece bal mumundan yapılması, arıcılığa ve bala ayrıca önem kazandırmıştır. Arıcılığın ilkel yöntemler ile yapılmış olması, balın elde edilmesindeki zorluk, arıcılığın ve balın koruma altına alınması gibi tedbirleri de beraberinde getirmiştir.

Yapılan araştırmalara göre bir arı, kovanından en fazla 10 km uzaklaşabilir. Bu da balın özelliğinin bitki örtüsüne bağlı olarak geliştiğini gösterir. Balın rengi, kokusu ve tadı toplanan nektara bağlı olarak farklılık gösterir.

 

Bal üretimi, oldukça zahmetli bir iştir. 1000 tane arı, bir gün boyunca çalışıp, en fazla yarım kilo bal özü toplayabilir ki bunun tamamını bala dönüştüremezler. Yarım kilo balı elde etmek için,  yaklaşık 170 bin bal arısının 10 milyon çiçeği ziyaret etmesi gerekir. Arı bir gezintide 500 çiçeği ziyaret eder ki buda 25 dakika sürer. Dolayısıyla, yarım kilo balın elde edilmesi için arıların 7 bin saat çalışmaları gerekir. Bu süre zarfında kat ettikleri mesafe dünyanın çevresinin 3 katı kadardır.

Arıların mükemmel işçilik ürünü ‘bal’ın oluşumu

Bal, bal arılarının çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından topladıkları özlerden oluşturdukları harika bir besindir. 

Arılar, çiçeklerden polen ve nektar toplarlar. Polenin aslında bal yapımına katkısı yoktur. Arılar, poleni sadece kendi protein ihtiyaçlarını karşılamak için toplarlar. Nektardan ise bal yaparlar.
Bal arıları binlerce çiçekten bal özünü toplayarak , “bal midesi” denilen bölümlerinde biriktirip kovana getirirler. Toplayıcı arılar, topladıkları bal özünü kovana kusarlar ve bu özü birkaç işçi arı paylaşır. İşçi arılar, bal özünü emerek bal midelerine doldururlar ve başlarında bulunan çok özel bir bezeden, özel bir enzim salgılayarak bal özünü adeta yoğururlar. Bal özü, kimyasal bir dönüşüme uğrayarak bal olmaya başlar. İşçi arılar, bu balı altıgen petek gözüne, dörtte birini dolduracak şekilde boşaltırlar. Peteğe boşaltılan bal, ilk haliyle %80 gibi yüksek su oranına sahiptir. İşçi arılar, bu suyu buharlaştırmak için balı ağızlarıyla emip, havayla temasını sağlayarak suyun buharlaşmasına çalışırlar. Böylelikle bir petek gözünün dolması 3 günü bulabilmektedir. Sudan arındırılmış balla dolan petek gözü, mumla kapatılarak kullanıma hazır hale getirilmiş olur.

Baldaki şifa, ayet ve hadislerle de desteklenmiştir 

Bal, gerek içinde bulunan vitaminler ve minerallerle, gerekse yapısal özelliklerinden dolayı, insanlar için tam bir şifa kaynağıdır. Nitekim, Kuran'da da bu konuya dikkat çekilmiş ve Nahl suresinde geçen;
‘Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.’ ayetleriyle, arıların balı, Allahın ilhamıyla elde ettiklerine  dikkat çekilmiştir. 
Bal ile ilgili peygamber efendimiz ise, şöyle buyurmuştur ;
"Kim, her ay üç gün, sabahleyin, bir kaşık 'bal' yerse, o kimsenin başına büyük dert (hastalık) gelmez."  (İbn-i Mace)
"Şu şifalı iki şeye devam ediniz; ‘bal ve Kuran’ (İbn-i Mace)
Konuyla ilgili bir diğer hadis de şöyledir;
Bir adam,  Allah'ın elçisi (s.a.v.)'e gelip "kardeşimin karnı ağrıyor" diyince, Allah'ın elçisi (s.a.v.),  "kendisine 'bal şerbeti' içir" buyurdu. Ona bal şerbeti içirdikten sonra tekrar geldi ve dedi ki: "Ey Allah'ın Elçisi (s.a.v.)!  Bal şerbeti içirdim; fakat karın ağrısı arttı." Bunun üzerine Allah'ın elçisi (s.a.v.), "tekrar 'bal şerbeti' içir" buyurdu. Adam içirdi ve sonra tekrar gelerek, "balı içirdim fakat ağrı geçmedi arttı " dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu, "Allah'ın sözü doğrudur, kardeşinin karnı yalan söylemiştir. 'Bal şerbeti' içir" dedi. O kimse de tekrar bal şerbeti içirdi ve  kardeşi iyileşti. (Tirmizi)    

Balla mikropları vücudunuzdan atın

     Balın en önemli özelliklerinden biri, içinde bakteri barınamamasıdır. Dr. Bodag F. Beck "Bal ve Sağlık" adlı kitabında buna şöyle değinir, ‘Bütün canlıların yaşamlarını devam ettirebilmek için bir miktar neme ihtiyaçları vardır. Bakteriler balla temas ettiklerinde nemden yoksun kalır ve yok olurlar. Ayrıca balın asidik tepkisi de bakterilerin yaşamaları için uygunsuz bir ortam oluşturur. İnsan vücudunu etkileyen birçok mikroorganizma balda yok olur.’
     Bal, içinde bakteri barındırmamakla kalmaz aynı zamanda bir bakteri yok edici olarak da kullanılır. Örneğin antibiyotiklere karşı dirençli olduğu bilinen MRSA bakterisinin bala karşı koyamadığı tespit edilmiştir.
     Dr. W. Sackett’in yaptığı araştırmaya göre bal, tifo mikroplarını 48 saat, dizanteri mikroplarını ise, 10 saat içinde yok etmiştir.

Meyve ve sebzelerdeki vitaminler bir süre sonra besin değerlerini yitirmeye başlar. Mesela, ıspanaktaki C vitamini oranı, toplandıktan 24 saat sonra yarıya iner; ama bal uygun koşullarda saklandığında, yıllar geçse dahi besin değerlerini yitirmez.

Bilinenin aksine, şekerlenen bal doğaldır

Bal tüketen herkes bilir ki bal, zamanla akışkanlığını kaybederek kristalize olur. Yani halk arasındaki adıyla “donar” ya da “şekerlenir”. Genellikle, kristalize olmaya başlayıp akışkanlığını kaybeden balın sahte olduğuna inanılır. Oysaki durum çok farklıdır. İnsanlar genellikle, baldaki şekerin kristalize olmasına ihtimal vermeyip, böyle ballara yapay şeker karıştırıldığını ya da o balın şekerden yapıldığını düşünür. Oysa, baldaki bu değişikliğin sebebi, içindeki doğal glikozun kristalleşmesidir. Aslında balın kristalleşmesi, onun doğal olduğunun belirtisidir.

Evinizde şekerlenmiş bir balı eski haline getirmek için bir kavanoza koyup en çok 50 derece sıcak suda, yaklaşık üç saat tutmanız yeterlidir. 50 dereceden yüksek sıcaklık ve 0 altındaki sıcaklık balın değerini yitirmesine sebep olur.

 

Balı saklama koşullarına dikkat

Bal ışığa karşı duyarlıdır, havadaki nemi ve çevresindeki kokuları emme özelliğine sahiptir. Balı oda sıcaklığında, güneş görmeyen bir yerde, havayla teması kesilecek şekilde ağzı kapalı olarak muhafaza etmek gerekir. Balın kristalize olmaması için, buzdolabında saklanmamalıdır. Bal, kesinlikle demir ve çinko kaplarda saklanmamalıdır. Bu kaplarda saklanırsa, bozulur ve zehirli bileşimler oluşturarak sağlığa zararlı hale gelir.

Mısır firavunlarının mezarlarında bulunan havayla teması ağzı sıkıca kapatılarak kesilmiş kaplardaki 4000 yıllık balların bozulmamış ve değerlerinden hiçbir şey kaybetmedikleri tespit edilmiştir.

Sağlıklı bir gelişim için, çocuklara mutlaka bal verilmelidir

Bal, zengin besin kaynağıdır. Bebek ve çocuk gelişiminde de çok önemli rol oynamaktadır. Çocuklarda bağırsak tembelliği, kusma, öksürük bronşit gibi hastalıklara iyi gelir. Balın çabuk sindirilmesi, bünyesindeki serbest asitler dolayısıyla yağ hazmını kolaylaştırması, iştah açması gibi özellikleri ve huysuzluğu azaltan sakinleştirici etkisi, balın çocuk beslenmesinde ve gelişimindeki önemini artırmaktadır.

Çocuklarda görülen geceleri yatak ıslatmanın çeşitli nedenleri vardır. Bu tip çocuklar çoğunlukla sinirlidir ve çabuk öfkelenirler. Bu durumda balın sinirleri yatıştırma özelliğinden yararlanılmalıdır. Çocuklara her gece yatmadan önce 1-2 kaşık bal verilirse, gece altını ıslatma rahatsızlığına iyi gelebilir. Ayrıca, çocuklara, tek başına süt yerine ballı süt verilmesi, kansızlığı önlemektedir.

Bir yaşından küçük çocuklara kesinlikle bal yedirilmemelidir.

Hamilelik döneminde kendiniz ve bebeğiniz için bal yiyin

Emziren kadınlar, günde bir iki kaşık bal yiyerek sütlerini artırabilirler. Annenin ve bebeğin hastalıklara karşı direnci artar. Bebekler, mama ve süte karıştırılan tatlandırıcılara karşı büyük duyarlılık gösterir. Ayrıca bal, sütün içindeki maddeleri tamamlar. Böylece bebeğin gelişmesi için gerekli tüm maddeler doğal yollardan verilmiş olur. Tatlandırıcı veya besleyici olarak 100 ml süte, 1 çay kaşığı bal karıştırılmalıdır. Bal mayalanmayı önlediğinden bebeğin sancılarını azaltır ve yatıştırıcı olduğundan rahat uyumasını sağlayarak, bebeğin hastalıklara karşı drencini arttırır. 

Stresten balla kurtulabilirsiniz

Bal çok iyi yatıştırıcı ve uyku ilacıdır. Yüzyıllarca sakinleştirici olarak kullanılmıştır. Sabahları ekmeğe sürülen bal sinir sistemini güçlendirir ve sindirime yardımcı olur. Özellikle işleri stresli olanlar için kaçınılmazdır. İyi uyumak için ve sakinleştirici olarak sabahları aç karnına ve yatmadan yarım saat önce bir yemek kaşığı bal ağızda eritilerek yenilmelidir. Bal yenildikten en fazla 20 dakika sonra kana karışır. 

Balın mucizeleri

  • Diyet yapanlar, bitkin düşmemek için yemeklerden sonra bir çay kaşığı bal yemelidirler. Ayrıca bal tokluk hissi verdiği de unutulmamalıdır. 
  • Bal, damar sertliğinden kaynaklanan hastalıklarda, hastalığın ilerlemesini önler.
  • Bal, sindirime yardımcı olur; mide ve 12 parmak ülserinin tedavisinde etkilidir. 
  • Bal ile yara tedavisi çok eskilere dayanmaktadır. İltihaplı ve iltihapsız, küçük büyük her türlü yara, bal sürülerek tedavi edilmiştir. Sürülen bal yaranın çabuk iyileşmesini sağlar. 
  • Karaciğerin en önemli görevlerinden biri, vücudun kendi yaptığı ve dışarıdan aldığı zehirleri atmaktır. Karaciğerin bu görevini yapabilmesi için glikoza ihtiyacı vardır. Bal, içindeki glikoz ve çeşitli meyve şekerleriyle zehirlerin süratle vücuttan atılmasında karaciğere yardımcı olur. İçindeki asetilkolinin olumlu etkisi de safranın boşalmasını sağlar. Karaciğer  sağlığı için, günde 1-3 kaşık bal yenilmelidir.
  • Balın, öksürüğe karşı iyi bir ilaç olduğu çok eskilerden beri bilinmektedir. Bal ile karıştırılmış sıcak su, bal karıştırılmış çaylar ve sebze suları öksürüğe iyi gelebilir. Ayrıca balgam söktürücü olarak da bal idealdir.

 

 

 

 

Etiketler: hamilelik, bal, ari, propolis, apiterapi, mucize
Ocak 31, 2021
Listeye dön
Çerez Kullanımı